Ana Sayfaya Dön

İslam’da kabir ziyareti ve adabı

        Biliyoruz ki, dünya fânidir. Her yeni eskiyecek ve her konan göçecektir. Her nefis mutlaka ölümü tadacak, bu dünya hayatı sona erecek ve âhiret hayatı başlayacaktır. Âhiret hayatının ilk kapısı kabirdir. Bu kapıdan içeri giren her insanın ilk sorgusu burada yapılacak. Yüce Allah’ın, bizim için tayin ve takdir buyurduğu hayat güzergâhı böyledir. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır:

        “Allah onu (insanı) hangi şeyden yarattı? Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.  Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. Sonra, dilediği vakit onu diriltir. ” (Abese suresi 18-22)

Ölen kimsenin toprağa gömüldüğü yere mezar ya da kabir diyoruz.

Kabir hayatı, bir bakıma ahiretin giriş kapısı ve başlangıcı sayılır. Ölen kimse, ister kabre defnedilsin, ister ateşte yanıp külleri savrulsun ya da denizde kaybolsun, onun için kabir hayatı başlamış olur. Münker ve Nekir melekleri kabir sorgulamasını yapar. Rabbini, peygamberini ve dinini sorar.

Kabir, iman ve salih amel sahipleri için Cennet bahçelerinden bir bahçe; kâfirler için de Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Salih amel sahibi insanlar kabirde güzel bir hayat yaşarken, kâfirler, büyük bir sıkıntı ve ızdırap içinde bulunacaklardır.

        Yakınlarımızdan ve dostlarımızdan birçoğu, şimdi âhiret âleminin ilk durağı olan kabirlerinde bizi beklemektedirler. Bizde onların yanına gideceğiz. Bir insanın ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı arkadaşlarını unutması, mümkün değildir. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefa borcu bilir ve bu ziyaretlerle de vicdanı teselli bulur.

        Yeryüzünde kabir yapımına başlanıldığından beri insanlar kabirleri çeşitli maksatlarla ziyaret etmişlerdir. Kabirlere “ziyaret edilen yer” anlamında mezar isminin verilmesi de buraların insanlar tarafından çok ziyaret edildiğini göstermektedir. 

        İnsanlar, önceleri aralarından ayrılan, kabre koydukları sevdiklerini hatırlamak ve onlara faydalı olmak maksadıyla kabirleri ziyaret ederlerken, daha sonra bu ziyaretlere pek çok batıl ve hurafe şeyler karışmış, insanlar, şeytanın da yardımıyla gün gelmiş Allah’ı unutarak mezarlara tapar duruma gelmişlerdir. Zaman zaman başı darda kalanlar, kabirlere koşmuşlar, dertlerine deva aramışlar, bilhassa atalarının ve büyük şahsiyetlerin mezarlarını ziyaret ederek onlardan medet ummuşlardır. İşte bu türlü hareketler, insanları şirke ve puta tapıcılığa götürmüştür.

        İslâm’ın geldiği dönemde de insanlar arasında bu türlü uygulamalar yaygın olduğundan Hz. Peygamber, İslâm’ın ilk yıllarında müminlere kabir ziyaretini yasaklamıştır. Ne zaman ki, tevhid inancı müslümanların kalbine iyice yerleşip, İslâm esaslarına bağlılık ve Allah’tan başkasından yardım istememe ve yalnız O’na ibadet etme prensibi bütün inananların kalbinde kökleşince, müminlere kabir ziyareti izni verilmiştir.

        Hz. Peygamber (s.a.v), bu hususta,

        “Ben size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım; artık ziyaret edebilirsiniz, çünkü bu, size ahireti hatırlatır.”(1) buyurmuştur.

Dolayısıyla bu anlamda hanımların mezar ziyareti de caizdir. Kadınlara mezar ziyaretinin yasaklanması, mezar ziyaretine izin verilmediği zamandaydı. Daha sonra verilen izin sadece erkekleri değil, aynı zamanda hanımları da içine alıyor.

Kadınların örtülü olmaları, ahireti düşünmeleri, kabirde yatanlardan ibret almaları, bağırıp-çağırmamaları, kötü söz söylememeleri, uygunsuz davranışlarda bulunmamaları şartıyla kabirleri ziyaret etmelerinde hiçbir sakınca yoktur. 

Hayızlı olan kadın kabir ziyaretinde bulunabilir. Ancak hayızlı kadının Kuran okuması caiz olmadığı için kabir başında Kuran okuyamaz. Bununla beraber dua edebilir. Dua niyetiyle Fatiha suresini okuyabilir. Hayızlı olanlara dua konusunda bir sınırlama getirilmemiştir, her türlü duayı okuyabilirler.

Ölülerden bir şey istemek, imdat dilemek yoktur, sadece selâm vardır.... 

Kabirde kişinin başkasına bizzat bir fayda vermeye veya bir zararı gidermeye gücü yetmez.

İslâm âlimleri, ölülerden bir şey istemenin küfür ve şirk olduğunu söyler. Çünkü Allah bize "Fâtiha Sûresi" nde, günde en az 17 defa; "ancak senden yardım isteriz" dedirtir ve bu antlaşmayı sürekli yeniletir. Artık insanın O`ndan başkasından birşey istemesi, günde 17, ya da 40 kez verdiği sözde durmaması anlamına gelir.

        Evlenemediği, çocuğu olmadığı, kocasıyla geçinemediği vs. şeyler için, orada buradaki türbelere gidip medet uymak, kabirdekilerden yardım dilemek İslam inancıyla asla bağdaşmaz. Hacı bayram, Eyüp Sultan, Sehzadebaşı, tellibaba, şu baba, bu baba, falanca dede türbelerine gidenler, cahil ve biçâre insanların, putların önünde secde eder gibi yakarışlarını ve bu cahil bırakılmış duyguları istismar eden bir sürü inanç simsarını ibretle görüyoruz. 

Ancak bu büyük zatlara, bir insan olmaları hasebiyle, sevgi ve saygısından ötürü, onları ziyaret edip bir Fatiha ile de olsa bir hediye gönderenleri, ölümü yaşar gibi hissedenleri öbürlerinden ayırmak gerekir. Peygamberimiz, "Lezzetleri parça parça eden ölümü çok anın!" buyurur.

        Sözünü ettiğimiz maksatlarla türbeleri ziyaret edenlere şunu tavsiye edebiliriz: Eğer, tıbbın çare bulamayacağı bir derdiniz varsa uzun süre helâl rızıkla beslendikten sonra, gecelerin son üçte birinde kalk, abdest al, iki rekât namaz kil, kıbleye dönerek, edep çerçevesi içerisinde Allah`tan, derdine çâre iste, ağla, yalvar. Bir defa, on defa, yüz defa iste....İsteğinin mutlaka duyulduğuna, kaydedildiğine, dilekçene mutlaka cevap verileceğine kesin inanarak iste. Bir gün kapıların açıldığını ve arzuna kavuştuğunu göreceksin. Ancak şu noktaları unutma: Duân kabul edilmedikçe Allah`a kırılma, usanma, ısrar et ve kabul olunacağına kesin gözüyle bak. Allah duâdaki ısrarı sever, bununla övünür. 

Günümüzde insanlar, dinimizin temel hidayet kaynağı olan Kitap ve Sünnet’ten uzaklaşmaları sonucu birçok meselede olduğu gibi kabir ziyareti hususunda da bazı batıl ve hurafe davranışları sergiler hale gelmişlerdir.
 
        Kabir ziyareti adabının insanlarımıza öğretilmesi ve bu ziyaretlerin sünnete uygun bir tarzda yapılması gerekmektedir.
 
        Bir kabre rastlayan veya ziyaret için mezarlığa giden kimse, önce oradaki ölülere selâm vermelidir. "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âfiyet dilerim"

Kabirdekileri, dünya ölçülerine göre değerlendirdiğimiz zaman ölüdürler. Fakat gerçekte ise, onlar, berzah hayatı yaşamaktadırlar. Bu itibarla gelen ziyaretçilerden haberdar olup, verdiği selâmı alır, yapacağı duadan istifade ederler.

Yakınlarımızın ölümü durumunda onlara duâ etmek, onlara gönderebileceğimiz en makbule geçen hediyedir. Onlar dualarımızdan hissedar oluyorlar ve istifade ediyorlar.

Kabir ziyaretinin gece ya da gündüz, şu ya da bu vakit gibi belli bir zamanı yoktur. Kabirler her zaman ziyaret edilebilir.

Mezarlıkta sükûneti korumalı, gürültü çıkarmalıdır.

Kuran-ı Kerim okunup sevabı onların ruhuna bağışlanır.

Mecbur kalmadıkça, mezarların üzerine basılmaz, üzerlerine oturulmaz

Her insanın er-geç mezara gideceği düşünülerek ibret alınır

İsrafa kaçarak gösterişli mezarlar yapmak, dini yönden doğru değildir Herhangi bir fazileti ve sevabı da yoktur Kabirlere yapılacak masrafların, sadaka olarak fakir ve muhtaçlara dağıtılması, ölü için daha hayırlıdır

        İslâm’da hurafelerin çok yaygınlaştığı alanlardan biri de kabir ziyaretidir. Bu konudaki hurafelerden ancak, Hz. Peygamber’in gerçek sünnetini öğrenip uygulayarak kurtulabiliriz. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v), biz müslümanlara en güzel örnek ve rehberdir.

Cenab-ı Hak, kabir ve türbe ziyaretlerini usulüne uygun olarak yapmayı ve kabirdekilerin hâlinden ibret almayı cümlemize nasip eylesin.

 
Âmin!..

www.mithatgudu.com 

www.mithatgudu.com

Ana Sayfaya Dön