|
(K Ü L T Ü R E L
B A K I Ş) Diğer Yazıları İçin Tıklayınız...! HERKES İÇİNE BAKSIN Ünlü Fransız Yazar Montaigne, “Herkes önüne bakar, ben içime bakarım.” diyor. Önümüze baktığımız kadar içimize de bakarsak, model insan olma yolundaki zorlukların aşılması daha kolay olacaktır. Çünkü içimizi temizlemeden yaşantımızı, günlük hayatımızı temizlememiz, bütün kötülüklerden arındırmamız mümkün değildir. Dış dünyayı anlamlandıracak olan yine içimizdir. Mevlana, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyerek bu gerçeğe dikkat çekmek istemiştir. Sorsak; “İçim ile dışım aynıdır.” diyebilen kaç kişi çıkar dersiniz? İçimizdeki kirler; kibir, kıskançlık, kin, nefret, öfke, hamaset, husumet, riya, ikiyüzlülük, şan-şöhret tutkusu, makam- mevki arzusu gibi bizi değersiz kılan duygulardır. Özgür olabilmek, bağımsız düşünebilmek için önce bu “iç hastalıklarından” temizlenmek; sonra da onun yerine sevgi, hoşgörü, şefkat, acıma paylaşma-bölüşme-dayanışma, içtenlik ve samimiyet duygularını yerleştirmemiz gerekmektedir. Asıl mücadele budur. Buna, barışı olmayan savaş, bir başka deyişle “nefis mücadelesi” de denmektedir. Çocuklarımıza, gençlerimize ve arayış içindeki bütün insanlığa örnek alabilecekleri bir “model insan” oluşturmak zorunda olduğumuzu, kabul etmemiz gerekiyor. Eğer onlara örnek bir model oluşturamaz veya kendimiz, onların örnek alacağı bir model olamazsak, gittikçe bozulan toplumsal değerlerimizi, çürüyen karakterleri, kırılıp dökülen ahlâkî yapımızı, ayarı bozulan sosyal dengemizi, güven vermeyen komşuluk ve dostluk ilişkilerimizi düzelterek sağlam temellere nasıl oturtabiliriz? Bu zor işi hocalara, öğretmenlere ihale etmek, sadece onlardan beklemek; işin kolayına kaçmak, kendimizi de “ermiş” lerden saymak anlamına gelir ki bu doğru değildir. Yunus Emre, “Kendini bil!” derken; eski Yunan’daki Delf Tapınağı’nın alınlığında; “Kendini bil!” yazarken, işe önce kendimizden başlamamız gerektiğini duymazdan gelemeyiz. Bu nedenle iç temizliğine ve olduğumuz gibi görünmeye önce kendimizden başlamalıyız… Herkes kendi içini temizlemeli, ak-pak; açık ve şeffaf hâle getirmelidir. Çünkü içten davranmak ve samimi olmak, karşılıklı güven duygularının oluşmasında ilk basamağı oluşturur. İç huzurun yolu da buradan geçer. Atalarımız;, “Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içindedir.” demiştir. Hepimizin bedenindeki, çevresindeki kir veya temizlik gözle görülebilir. Ama gönüldeki içtenlik veya yapmacık duruş; kalpteki temizlik veya kirlilik gizlidir, görülemez. Bedeni veya çevreyi temizlemek kolay, gönül ve kalbi temizlemek zordur. Kalplerdeki kara lekeleri gizleyerek “altın kalpli” görünmek için verilen sahte mücadeleyi, kalpleri temizlemek için göstermek, düşünenler için daha akıllı bir davranıştır. Sevmediği halde severmiş gibi yapmak, beğenmediği halde beğenirmiş gibi görünmek, geçici bir süre için de olsa çürük olanı sağlam, bayat olanı taze göstermek; kişilerin yüzüne karşı övgü, arkasından sövgü ile konuşulduğunu duymak artık çok normal bir hale gelmiştir. Çıkar ilişkileri; dostluk, komşuluk, arkadaşlık bağlarını çürütmekte; para, makam, şan ve şöhret, yegâne değer haline gelmektedir. Siyaseti çıkar aracı, kendini güçlü göstermenin yolu ve bu yolla bazı imtiyazlara ulaşmanın organı olarak görenlerin sayısı hiç de az değildir. Bu durum örtülü bir huzursuzluk kaynağı olmakta, vicdanları hızar tozu gibi öğütmektedir. Bunun sonucunda ilişkiler tamamen menfaat eksenli hale dönüşmektedir. Gitgide yalan, gösteriş, riya, haset, kıskançlık, kin, sevgisizlik ve uzlaşmazlık üstüne sahte bir dünya oluşmaktadır. Hz. Ebû Bekir Hz. Muhammed’e sorar: “Ya Rasûlellah! Saçınızdaki aklar hızla çoğalıyor; bir derdiniz mi var?” Hz. Muhammet cevap verir:“Beni Hud Süresi ihtiyarlattı.” Hûd Suresinde O’na: ”Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud/112) denmişti. Bu doğruluk, Allah’ın insanlığa çizdiği doğruluktu. O’ndan, bu çizginin korunması isteniyordu... Bugün maalesef bu çizgiyi koruyamadığımızın belgesi, gittikçe bozulan ilişkilerimizde kendini açıkça göstermektedir. Peygamber’in dosdoğru olmak için endişelendiği noktada bizlerden bundan dolayı kaygılanan, dertlenen, saçı beyazlayan ve ihtiyarlayan kaç kişi vardır acaba?Bir zamanlar çek-senet bilinmezdi. Çünkü söz, senet sayılırdı. Verilen sözün gereği mutlaka yerine getirilirdi. Bu günkü aldatmalara ve sahteliklere karşı artık çekler de, senetler de çare değildir. Mehmet Akif’in, ömrü boyunca verdiği bütün sözleri hiç aksatmadan yerine getirdiğini biliyor muydunuz? O ve onun gibiler, insan ilişkileri bakımından bizim için olduğu kadar çocuklarımıza ve gençlerimize de gösterebileceğimiz model kişiliklerdir. Ayrıca, ikiyüzlü, nabza göre şerbet verilen hayatı sürdürmek çok zordur ve yorucudur; her an yakalanacakmış gibi kılık değiştiren suçlunun korkulu, tedirgin ve panik halindeki yaşantısına benzer. Bu ruh hali stres yapar, tansiyonu yükseltir, kolestrolü tetikler, damarlarımızı bozar, kalp hastalığı yapar… Daha bir çok hastalığın da sebebidir. Bununla birlikte, insanı toplum içinde itibarsızlaştıran, kendisine güvenilmeyen, saygınlığını azaltan sonuçlar doğurur. Kısaca, gerçek saygıdan kaynaklanmayan iltifatlar, içten gelmeyen sahte gülümsemeler ve davranışlar insanı yorar. İçimizi temizleyelim, dışımıza yansıtalım; dışımızı da içimize benzetelim; sonra “olduğumuz gibi görünelim” veya görünen kişi gerçekten biz olalım; herkes bizi olduğumuz gibi tanısın. Bunu başardığımız oranda sosyal hayat ve ilişkiler çok daha iyi olacaktır.
Abdullah GÜLAY / Eğitimci-Yazar Diğer Yazıları İçin Tıklayınız...!
www.mithatgudu.com
İzinsiz yada kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. |