(K Ü L T Ü R E L    B A K I Ş)


Abdullah GÜLAY
Eğitimci-Yazar 
gulayabdul@e-kolay.net

                        
GIYBETÇİ ORTAK OLUR MU?

         Başkalarının eksik ve zaaflarını, arkalarından anlatmayı alışkanlık haline getiren bir gıybetçi adam, çevresindeki bir maneviyat büyüğünün de gıybetini yapmaktan çekinmiyordu. Bu yüzden de gıybetçiyi çevrede kimse sevmiyordu. Fakat gönül  insanı büyük zat, gıybetçi kişi huzuruna geldiğinde ona hep iltifat ediyor ve onu; “Gel bakalım benim sevgili ortağım!” diyerek karşılıyordu. Bu durum, bu iltifat, gıybetçi adamı hep düşündürmekteydi: Ben bu kişi hakkında  kötü duygular besliyor,   sağda solda  zanla, şüphe ile ekleye abarta karalama konuşmaları yapıyorum ama bu kişi bana hep iyi davranıyor; bu  durum nasıl açıklanabilir diye kendi kendine soruyordu. Sonunda mahcup oldu ve insafa geldi.

         “Ben şurada burada bu kişinin aleyhinde konuştuğum halde o bana hep iyilikte bulunuyor, bundan sonra artık onun aleyhinde konuşmamalıyım.” diye kendi kendine karar aldı ve aleyhinde konuşmamaya başladı. Ne var ki, bu karardan sonra o büyük zatın huzuruna vardığında eskiden gördüğü iltifatı, saygıyı artık göremez oldu. “Gel bakalım benim ortağım!” gibi güzel sözlerle  baş köşeye çağrılmıyordu artık… Duruma üzülüyor ve  işin aslını anlayamıyordu. Bunun sebebini merak ederek bir gün gidip kendisine sordu: “Efendi hazretleri, bize gösterdiğiniz ilgi ve alakayı artık göstermiyorsunuz, eski muhabbet kalmadı gibi geliyor bana. Sebebi nedir acaba?”

           Maneviyat büyüğü tebessüm ederek açıkladı, iltifat eksikliğinin sebebini:

          “Eskiden seninle bir ticari ortaklığımız vardı. Şimdilerde o ortaklık bitti; bunun sonucu olarak da iltifat da gitti.” “Ne ortaklığı? Ben öyle bir ortaklığın farkında değilim.” deyince de şu açıklamayı yaptı büyük zat:

          “Çünkü sen şurada burada benim aleyhimde konuşuyordun; bu sözlerini bana getirenlere karşı ben de gıybetine gıybetle karşılık vermemeye gayret ediyor, sabretmeyi tercih ediyordum. Bu sabrımın karşılığı olarak benim günahlarım senin defterine, senin güzel sevapların da   benim defterime yazılıyordu. Böyle bir ticari ortaklığımız oluşmuştu seninle. Şimdilerde ise sen benim aleyhimde artik konuşmuyor, gıybetimi yapmıyorsun; bu sebeple senin sevapların bana, benim günahlarım da sana yazılmıyor. Böylece ortaklığımız bitmiş bulunuyor; dolayısıyla  iltifata gerek kalmıyor...”

             Duydukları karşısında şaşkına dönen gıybetçi adam, düşünmeye başladı ve bir müddet sonra; “Sahiden gıybetçinin durumu böyle mi?” diye
üsteleyince maneviyat büyüğü açıklamasına şu misali de ilave etti:

           “İmam-ı Sarani Hazretleri diyor ki: Ben ille de birinin gıybetini yapacak olsam önce annemin ve babamın gıybetini yapardım. Çünkü gıybet yapan insan, önce kendi sevaplarını gıybetini yaptığı adama bağışlamış olur, sonra da onun günahlarını kendi üzerine yüklemiş sayılır. Ben ise önce anama babama sevaplarımı bağışlamak  ister, sonra onların günahlarını yüklenmeyi tercih ederdim!”

           Tekrar düşünmeye başlayan gıybetçi adam insafa  geldi de dedi ki: “Madem durum böyle bundan sonra kimsenin gıybetini yapmayacağım; ama herkes benim gıybetimi yapabilir, varsa gıybetimi yapacak buyursun yapsın. Böyle bir ortaklığa ben hazırım.”

           Ben de hazırım.

          Siz de hazır mısınız?

 Akıllı kimse, dilini kötü söz ve gıybetten koruyan; mü’min, kalbini şek ve
 şüpheden temizleyendir. Hz. Ali (Kv)

    Abdullah GÜLAY
    Eğitimci-Yazar