|
(K Ü L T Ü R E L
B A K I Ş) Yolda karşılaştığımız zaman daha on onbeş metreden konuşmaya, hal hatır sormaya veya günün konusunu değerlendirmeye başlayan, her seferinde mutlaka bir gündemi de bulunan, eteğinde ikram edeceği bir şeyleri her zaman olan, samimiyeti yapmacıksız ve içten, çocukluğunda seferberliğin, kurtuluş savaşının acı ve çile dolu yıllarını yaşamış; 1940-1945 karabasan diktacı yönetimi ve savaş yıllarının yoksul, aç ve bitli yıllarını göçebe evlerinde yaşamış; bir düzine evladına o korkunç açlık yıllarında süt verebilmek için ot yaprak yemiş; Alaca-Uluköy-Alagavur arasında mekik gibi yük altında gitmiş gelmiş; bir su başında oturarak kuru ekmeğini yerken bile kucağındaki yavrusunu yere bırakmamış; renkli kaldırımlarda şemsiyeli el arabasında bebek gezdirememiş...
Yılların geçtiğini
kuzuların doğumuyla bilmiş; çocuğunun yaşını onunla hesaplamış; yaşlı ve
çileli bir teyze ölmüş! Bu ölüm, dünü bilmek, bugünü anlamak, yarınlarımızı
şekillendirmek için üzerinde düşünülmesi gereken zor bir örnektir. Onlar çok
zor bir dönemin anneleriydi... Kitap araştırmalarım sırasında
dinlediklerimin etkisiyle onları çok iyi tanıdığımı, anladığımı düşünüyorum.
Kıtlık seneleri... Eski mısır bitmiş, bakkal yok, evde yiyecek bir şey
kalmamış... Tarladaki mısırı daha süt iken biçerek mahallelerdeki ACİL İMDAT
FIRINLARINDA kurutarak, ayakları çıplak yavrulara ekmek yapan annelerimiz...
Erken patatesi söküp sabaha iki saat kala yola çıkarak Şariin'e satmaya
giderken yolda açlıktan bayılan dedelerimiz... Sizler için bir şey yapamadık
tabutunuzu izlemekten başka. Allah sizleri cennet-mekan etsin. Yolunuz açık
olsun. Bu ne çile Allahım! Emine teyzelere Rahmet Allah'ım...Halkımızı anlamak onun geçmiş hayatını bilmekten geçer. |