(K Ü L T Ü R E L    B A K I Ş)


Abdullah GÜLAY
Eğitimci-Yazar 
gulayabdul@e-kolay.net


EMİNE ANA

                Yolda karşılaştığımız zaman daha on onbeş metreden konuşmaya, hal hatır sormaya veya günün konusunu değerlendirmeye başlayan, her seferinde mutlaka bir gündemi de bulunan, eteğinde ikram edeceği bir şeyleri her zaman olan, samimiyeti yapmacıksız ve içten, çocukluğunda seferberliğin, kurtuluş savaşının acı ve çile dolu yıllarını yaşamış; 1940-1945 karabasan diktacı yönetimi ve savaş yıllarının yoksul, aç ve bitli yıllarını göçebe evlerinde yaşamış; bir düzine evladına o korkunç açlık yıllarında süt verebilmek için ot yaprak yemiş; Alaca-Uluköy-Alagavur arasında mekik gibi yük altında gitmiş gelmiş; bir su başında oturarak kuru ekmeğini yerken bile kucağındaki yavrusunu yere bırakmamış; renkli kaldırımlarda şemsiyeli el arabasında bebek gezdirememiş...

              Yılların geçtiğini kuzuların doğumuyla bilmiş; çocuğunun yaşını onunla hesaplamış; yaşlı ve çileli bir teyze ölmüş! Bu ölüm, dünü bilmek, bugünü anlamak, yarınlarımızı şekillendirmek için üzerinde düşünülmesi gereken zor bir örnektir. Onlar çok zor bir dönemin anneleriydi... Kitap araştırmalarım sırasında dinlediklerimin etkisiyle onları çok iyi tanıdığımı, anladığımı düşünüyorum. Kıtlık seneleri... Eski mısır bitmiş, bakkal yok, evde yiyecek bir şey kalmamış... Tarladaki mısırı daha süt iken biçerek mahallelerdeki ACİL İMDAT FIRINLARINDA kurutarak, ayakları çıplak yavrulara ekmek yapan annelerimiz... Erken patatesi söküp sabaha iki saat kala yola çıkarak Şariin'e satmaya giderken yolda açlıktan bayılan dedelerimiz... Sizler için bir şey yapamadık tabutunuzu izlemekten başka. Allah sizleri cennet-mekan etsin. Yolunuz açık olsun.                                                            
Bir zamanlar yaşanmaz olan Ağasar'ı sizler imar ettiniz; zor ve sürgün diyarı bu yerleri tırnağınızla kazıdınız, bize vatan kıldınız... Gurbetten geçiniyoruz ama koşup hatıralarınıza geliyoruz... Çünkü bunu hak ediyorsunuz...Türkiye’nin çok cömert bölgelerinde yaşayanlar; "Kıtlık senelerinde mısır ekmeği yemek zorunda bile kaldık." diyorsunuz ya işte bu anneler ot ve yaprağı bile bulamıyordu... Bunu biliniz. Ayrıca ürettiği mısırı zor alımla ve sırtında 7 saat taşıyarak devletine teslim ediyordu..."Bu mısır yaş, git, kurut tekrar getir" denince akşama 7 saat yürüyerek evine, bebeğine dönme hayali suya düşüyor, deniz kenarına mısırını serip kurutuyordu. Sonra tartınca eksik çıkıyordu. Bu sefer de "hayır olmaz, bu eksik git tamamla, getir " deniyor geri çevriliyordu.

              Bu ne çile Allahım! Emine teyzelere Rahmet Allah'ım...Halkımızı anlamak onun geçmiş hayatını bilmekten geçer.