(K Ü L T Ü R E L    B A K I Ş)


Abdullah GÜLAY
Eğitimci-Yazar 
gulayabdul@e-kolay.net


ÇEPNİLER VE KARADENİZ

                Çoğu araştırmacılar tarafından kabul edilen ortak görüşe göre Anadolu’ya ayak basan ilk Türk Boyu, veya ilk boylardan birisi Çepniler’dir. Endülüslü bir alim olan Ebu Hayyan, 1312 tarihinde Kahire’de yazdığı ‘Kitabü’l İdrak Li Lisan’l Etrak’ adlı eserinde sadece KINIK ve ÇEPNİLER’den söz etmektedir. (Çepniler; sh.9) Anlaşılmaktadır ki  bu yıllarda Çepniler sadece Anadolu’da değil, Mısır’da da tanınmaktaydı.

                KARADENİZ kıyı bölgesinde Çepnilerin 13.yüzyılda Sinop yöresinde yaşamakta olduklarını görüyoruz. Bu bölgeye ne zaman yerleştikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte 13. yüzyılda  bu bölgede önemli bir yapılanma içinde  oldukları ve büyük bir güce ulaştıkları bilinen bir gerçektir. Yine anlaşılmaktadır ki bölgeye çok daha eski yüzyıllarda gelip yerleşmişlerdir.

               Moğollar’ın Anadolu’yu istilası ile ortaya çıkan bunalımdan yararlanmak isteyen Trabzon Rum Devleti hükümdarı Giorgi, Karadeniz ticareti için çok büyük bir öneme sahip olan Sinop Limanı ve Şehrini   almak için 1259 yılında güçlü bir donanma ile Sinop’a saldırmış; kendisini denizde karşılayan “Türkan-ı Çepni” (Çepni Türkleri) tarafından yenilerek geri püskürtülmüştür. Çepniler, PONTUS-RUM kralı ile yapılan savaşta Pontusluları bozguna uğratmış: bozguna uğrayan Pontusluları kovalayan Çepniler, Harşit Çayı’na ulaşmış,  çay kenarındaki BEDREME kalesini almışlardır.

              Bu şekilde geniş topraklara sahip olan Çepniler idarede kolaylık olsun diye beylik merkezini Ordu’ya bağlı BAYRAMLI’ya taşımış ve Hacı Emir Oğlu BAYRAM  Bey tarafından “Bayramlı Beyliği”  kurulmuştur. Ordu yöresini  fethedip Bayramlı Beyliğini kuran Bayram Bey’in torunu Süleyman Bey de Giresun’u fethetmiştir.

            Tarihçi Osman TURAN da aynı görüşü paylaşarak şöyle demektedir: “Bu havali (Karadeniz) daha ziyade Samsun’dan itibaren sahili takip eden Oğuz Çepni Boyu tarafından Türkleştirilmiş; Canik bölgesine adını veren Hristiyan Çan Kavmi tedricen (derece derece) kaybolmuştur. Türkmenler 1302 de Giresun’a kadar ilerlemiş ve bir takım küçük beylikler kurmuşlardır.” (Selçuklu Tarihi Ve Türk İslam Medeniyeti, shf.233)

     Çepnilerin Pontuslularla yaptığı savaşlar:

1-     Sinop’a saldıran pontusluların yenilmesi(1259)

2-     Ünye HALİBİYA bölgesinin fethi (1280-1297)

3-     Giresun dolaylarında pontuslular’la yapılan harp ve ilk yenilgi

4-     Bayram Bey’in bir Pazar yerini ele geçirmesi (1313)

5-     Bayram Bey’in Hamsiköy’e saldırması ve yenilmesi (1332)

6-     Erzincan Hakimi Ak Ayna Bey, Bayburt hakimi Mehmet Bey, Akkoyunlu Tur Ali Bey,Türkmen Bozdoğan Beyleri ve ÇEPNİ beylerinin Trabzon’u fethetmeye kalkışması ve başarısızlıkları.

7-     Pontus Kralı Aleksius Kürtün Beyleri ile dünürlük yapıp bu surette barış sağlamak için kız kardeşi Mariya’yı Tur Ali Bey’in oğlu KUTLUĞ Bey’e vermesi. Hacı Emir’in 1357 yılında Maçka bölgesini yağmalaması. Ertesi sene Aleksius’un kızını Hacı Emir Bey’e vermesi  ve böylece akınların kesilmesinin sağlanması.

8-     Kral Aleksius Kürtün ve Bedreme Kalesi’ne saldırması ve Çepnilerin Çadırlarını yıkması.(1380)

9-     Hacı Emir’in oğlu Süleyman Bey’in Giresun’u fethetmesi (1396). 

                 15.yüzyıl tarihçilerinden Halkokondil, ”Trabzon’un doğusundan Amasra’ya kadar bütün Karadeniz kıyılarında Çepniler’in oturduğunu” bildiriyor.(Çepniler-Shf.15) 1600’lü yılların ikinci yarısından itibaren bütünüyle yerleşik hayata geçen Çepniler, köylerde oturmaya başlamışlardır. Darı ekmişler, bal üretmişler, meyvecilik yapmışlar; doğan, şahin ve atmaca kuşu üreticiliği ve   ticaretini yapmışlardır. Bu bölgedeki köylerden hiçbiri Hristiyan köyü derğildir. O dönemde hristiyanlar, kıyı şeridindeki Giresun Kalesi, Tirebolu Kalesi ve Görele Kalesi içinde yaşamaktaydı.

          1600’lü yıllarda Anadolu’da Çepni adını taşıyan 44 yerleşim yeri bulunmaktadır. Sivas’ın Çepni Beldesi, Manisa’nın Çepnidere Köyü’nü de içine alan bölgeler dışında   Çepni Türkmenlerin yoğun olarak yaşadıkları ayrıca şu bölgeleri de sayabiliriz: Çayeli Çepni Derneği’nin, Sürmene ve Araklı çepnileri’nin, (Çebi, Çepni, Çepnioğlu ve benzeri soyadlarının coğrafi alanı, Yomra Özdil bölgesi’nin sergilediği coğrafya’dan Kastamonu, Zonguldak - Amasra’ya kadar uzanan alan, tarihteki konumu itibariyle ve kayıtlara göre Çepniler’in sıklıkla yaşadıkları Çepni kültürünün görülebileceği alanlardır. Ayrca Balıkersir, Bilecik, Bursa ve Kırklareli diğer bir coğrafya olarak bilinmektedir.Yine bu yüz yılın ortalarında Çepnilerin büyük bir kolu RUM-KALE yöresinde oturmakta idi. Sonradan buradaki Çepniler; Kasabalar, Korkmazlu, Sarılu,, Karalar, Möseler, Şuayıplı ve Kantemirli ismindeki oymaklara ayrılmışlardır. Karadenizde aslında yoğunluk Çepni asıllı  olup Topal’ın oğullarına Topaloğlu… Körün oğularına Köroğlu, Alemdar olanın oğullarına  Alemdaroğlu-Bayraktar, Ayvaz’ın oğullarına Ayvazoğlu ve benzeri lakaplar soyadı yerine geçer olmuştur.

            Yavuz Selim devrinde vergi kayıtlarında Giresun-Torul- Görele  yöresindeki  insanların çoğunluğu Çepni olduğundan bu bölge, vilayeti Çepni olarak adlandırılmıştır.

            Giresun yöresinde sahilde oturanlara Çepni, Şebinkarahisar gibi iç kesimlerde oturanlara ise ekinci denmektedir. Yavuz Selim döneminde Trabzon’un doğusundaki yerler Çepni beylerine; Has, Tımar ve Zeamet olarak tahsis edilmiş olup Çepniler’in Rize

bölgesindeki ağırlıklı yerleşmeleri daha sonraki yıllarda olmuştur. Çepniler daha sonraki yıllarda verdikleri uzun mücadele sonucunda Rize yöresini yurt edinmişlerdir.

            Görülmekte ve anlaşılmaktadır ki Karadeniz Bölgesi’nin yurt  toprağı haline dönüştürülmesinde, vatanlaştırılmasında  ve Türkleştirilmesinde Çepni Türkmenleri’nin yarışanı ve ortağı olmamıştır. Konu kendi akışı içerisinde öyle bir yere geldi ki bazı çevreler bu noktada yanlış anlamaya veya alınganlığa düşebilir. Bu endişeden dolayı yazımın akışına  müdahale etmeyeceğim. Ancak açıklık getirerek bitireceğim:

           Bu ülke hepimizin;  sevmek, korumak, yükseltmek, ve güçlü kılmak şartıyla… Biz kardeşiz, vatandaşız; bir olmak, birlik olmak iri olmak, diri olmak kaydıyla… Bu ülke hepimize yeter; talan etmeden, acımasızca hortumlamadan, görevleri kötüye kullanmadan, birbirimizi en az kendimiz kadar düşünmek ve sevmek mecburiyeti ile… Bu  vatanda yaşayan herkesin kendisini bizden biri olarak hissetmesi kaydı ile…

            Buna rağmen başka  hesapları  ve kendilerince gizli hedef ve emelleri olanlar varsa ve bunlar zaman zaman bir bardak suda fırtına kopartabiliyorlarsa, medya marifeti ve bazı sivil toplum kuruluşları(!)  aracılığı ile damlacığı sel haline getirecek kadar sesleri gür de çıkıyorsa bu bizi bozar! Bize gelmez!  Çok ses çıkarmak herkesin de bildiği gibi bazen bir suçluluk  hali ve onun örtüsü de olabilmektedir. “Yarası olan gocunur”  atasözümüzün üzerine daha ne söylenebilir ki? Türk Tarih kurumu’nun  Sayın Başkanına  bir istatistik bilgisini açıkladı diye yapılan istifa çağrılarını da bu anlamda değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

   Kaynaklar:

1-Prof. Dr. Faruk Sümer- “Oğuzlar”   

2- Prof. Dr. Faruk Sümer- “Çepniler” 

3- Kaşgar’lı Mahmut- “ŞECERE-İ TERAKİME”

4-Türk Tarih kurumu yayınlarından “Belleten’in” 102 sayılı nüshasındaki Trabzon sancağı      

    kalesi; Rize, Trabzon, Giresun, ve Ordu illeri tarihleri,

5-Meydan Larus Ansiklopedisi, İslam Ansiklopedisi ve Pontus Krallığı tarihçisi  

    Paneres’in eseri.

6-Araştırmacı-Yazar Abdullah GÜLAY’ın “Ağasar Çepni Kültürü-GEYİKLİ” adlı

    eseri.