|
(K Ü L T Ü R E L
B A K I Ş) Her millet, maddi imkânları ve manevi değerleri ile bir bütündür ve her milletin ayrı bir kültürü vardır. Toplumları ayakta tutan en önemli unsur kültür birliğidir. Bir millet yaşıyorsa mutlaka onun bir kültürü vardır; çünkü kültür, bir milletin yaşama tarzıdır; atalarından getirdiği maddi-manevi değerlerin bütünüdür. Anarşi ve terörün millet bünyesindeki panzehiri milli kültürüdür. Milleti millet yapan, fertleri birbirine bağlayan, sosyal akrabalık, milli kardeşlik bağları olan milli kültürün unsurları; dil, din, örf ve adetler, dünya görüşü, sanat ve tarihtir. Bunların farkına varmak ise, milli şuurdur. Milli kültür unsurları ne kadar kuvvetli olursa, toplumun milli birlik ve beraberliği de o kadar sağlam olur. Kültür birliği sağlam olan bir millete yıkıcı cereyanlar, anarşi ve terör kolay kolay etki edemez. Çünkü milli kültür, milli şuur, kültür milliyetçiliği kişileri vatanperver, toplumun bünyesini de sağlam yapar. Milli kültür, ülke insanlarını birbirine bağlayıp kaynaştıran, birleştirip bütünleştiren, birbirini sevdirip saydıran bir maya olduğu kadar; yer yüzündeki milletleri birbirinden farklı kılan, onlara kendilerine has bir yapı, değişik bir öz ve ruh kazandıran bir nitelik de taşımaktadır. Bu anlamda Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür’’ demiştir. Son zamanlarda değişik amaçlar için yapılan değişik tanımlarda “medeniyet” ile “kültür” kavramları anlamca birbirine yaklaştırılmakta, hatta bazen de aynı anlamda kullanılmaktadır. Oysa bilindiği gibi medeniyet başka, kültür başka bir anlam taşır. Medeniyet, milletler arası ortak değerler seviyesinde yükselen anlayış, davranış ve yaşama vasıtalarının bütünüdür. Bu ortak değerlerin kaynağı ise herkesin kendi kültürleridir. Bu sebeptendir ki 1982 anayasa’mızın başlangıç bölümü 8.paragrafında ‘’milli kültür’’ ve ‘’medeniyet’’ kavramları ayrı ayrı kullanılmıştır. Batı medeniyeti denildiği zaman din bakımından hıristiyan toplulukların manevi sosyal değerleri ile pozitif ilme dayalı “teknik” anlaşılır. Halbuki Batı Medeniyetine bağlı milletlerden her biri ayrı ayrı kültür topluluklarıdır. Tekniği ortaya koyma ve kullanmada birbirlerine yakın yollar takip etmelerine rağmen bu milletler, başka başka diller konuşurlar; adetleri, gelenekleri ve görenekleri, ahlâk anlayışları, edebiyatları, masalları, destanları, güzel sanatları, folkloru, hatta giyinişleri bir değildir. İşte bu ayrı ayrı inanış, eğilim, düşünce ve davranış tarzları, her milletin kültür unsurlarını oluşturur. O halde her topluluk bir kültür sahibidir, diğer bir deyişle her kültür ayrı bir topluluğu temsil eder. Türk Milleti de dili, dini, töresi, hukuku, düşüncesi ve olaylar karşısındaki kendine özel davranışlarıyla asırlardır yaşadığına göre, köklü bir ‘’Milli Türk kültürü’’ mevcut demektir. Bize düşen görev bu kültürün kaynaklarını araştırmak, incelemek, geliştirmek ve korumaktır. Atatürk: “Kültür zeminle orantılıdır, o zemin milletin karakteridir. Ulusal benliğini bilmeyen milletler, başka uluslara yem olurlar” diyerek bu gerçeğe işaret etmişlerdir. Yine bu anlamda Atatürk, ”hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.” demiştir. Bu ifadelerden şu neticeyi çıkarmak mümkündür: Kültür karakter bakımından özeldir, medeniyet ise geneldir. Medeniyetler kültürlerden doğarlar. Kültürün doğuşunda coğrafi durum ve insan unsuru başlıca rol oynadığından ve topluluklar ancak yaşadıkları bölge şartlarının etkisi altında kendi kültürlerini kurabileceklerinden, çeşitli kültürler arasında “ilerilik” ”yükseklik”, “gerilik” gibi ayırımlar yapmak, bazılarını üstün görmek, bazılarını ilkel saymak ilmi anlayışa uygun düşmez. Kısaca üstün ve aşağı kültürler değil, sadece farklı kültürler vardır. Bu tarihi ve sosyal gerçeği görmezlikten gelen bir kısım Avrupa fikir adamı ve bilginleri, bazı duygusal sınıflandırmalar yapmışlar; kendi kültürlerini yüksek ve üstün, diğer kültürleri geri ve ilkel sayarak kültür ve medeniyeti aynı şey kabul etmişlerdir. Onlara göre gerçek kültür sadece batı medeniyetinden ibarettir. Oysa Atatürk “Cumhuriyetin temeli kültürdür” derken, diğer yandan da “yabancı fikirlerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum” demiştir. Her milletin bir “kültürel kimliği” vardır. Onun bu kültürel kimliğini değiştirmek mümkün değildir. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Çünkü insanı, içinde yaşadığı zaman ve mekândan soyutlamak öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Bunu yapmaya kalktığınızda o millet bütün gücüyle karşınıza dikilecektir. Bu davranışıyla da çok haklı olacaktır. Dün ve bugün Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Bosna Hersek’de, Azerbaycan’da, Irak’ta yaşanan trajedi işte budur. Orada bulunan Müslüman Türk soydaşlarımız, karşısına dikilemediği çağ dışı güçlerden Anadolu’ya, Türkiye’ye doğru kaçmayı çoğu kez tek çözüm olarak görmüşlerdir. Tarihin derinliklerinden getirilen ve kültürümüzün yapı taşları olan bu güzel özelliklerden koparılmak istenen insanlarımız, kendi öz değerlerini korumak pahasına, asırlardır yaşadığı evinden, ocağından bucağından, atasından, mezarından, dedesinin otağından ayrılmayı, gerekirse ölmeyi göze almıştır. İşte kültürün gücü, kültürün birleştiriciliği budur. Bizi bölmek ve parçalamak isteyenlerin sık sık kültürel değerlerimize saldırmaları da hep bunun içindir. Çünkü onlar için en büyük engel kültürdür. Bu cümleyi altını çizerek vermek istiyorum. Kültürel değerlerimizi araştırmak, incelemek, korumak ve öğretmek, dip diri yaşatmak gereği, bu noktada kendini bir kere daha göstermektedir. Onun için diyoruz ki, milli kültürümüz; varlığımızın ve bağımsızlığımızın yegâne temelidir. Medeniyete gelince; o, ulusal boyutları aşar. Evrensellik kazanır. Onun alış-verişi mümkündür. Batı dünyasının tekniğini almak, teknolojik alanda onları geride bırakabilmek, hepimizin en büyük arzusu, Atatürk’ün de gösterdiği hedeftir. Ancak bu yapılırken kültür değerlerimizin korunmasına özen gösterilmesi, sanırım ülke bütünlüğü açısından lüzumludur. Avrupa’nın bilim ve teknolojisine, fennine hayranlık duymak, kendi kültür değerlerimizi küçük görmek için yeterli sebep değildir. Çünkü, yukarıda da belirttiğimiz gibi ikisi ayrı ayrı şeylerdir. Bilim ve teknoloji alınır, ama onun altına Türk damgası vurulabilirse ancak bizim olabilir. Atatürk bu gerçeği bildiğinden dolayı kültürümüz için “yabancı fikirlerden uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür” önermiştir. Benim sazımın sesi, Avrupalı için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ama benim ülkemde ilk akla gelen çalgı odur. Köy kahvelerimizin, düğünlerimizin yegâne neşesidir. Kilise çanı bizim için fiziksel bir sesten öteye geçemezken, minareden gelen ezan sesinin bize göre büyük bir anlamı vardır. Bunlar kültürlerin ayrı ayrı parçalarıdır. Kültürlerin ayrılığını bakınız şair nasıl dile getiriyor: “……… Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek, Bizim diyarımız da bin bir baharı saklar. Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek,
İncinir düz caddede, dağda
gezen ayaklar. Sen raksına dalarken için titrer derinden, Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin, Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden,
Toprağa diz vuruşu, dağ gibi
bir zeybeğin… Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken, Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz. Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken, Sana uğurlar olsun… ayrılıyor yolumuz...” (F.N.Ç) Türk milletinin bu duyuş, bu düşünüş ve davranış şekli, onun bilim ve teknolojide ileri gitmesine asla engel değildir. Bu günkü Japonya kalkınma çabası içinde olan ülkelere sık sık örnek gösterilir. Onlar bu kalkınmayı, medeniyet yarışında ön saflara geçebilmeyi, kendi kültürlerini bir kenara iterek değil; ona sahip çıkarak gerçekleştirmişlerdir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bütün dünyaya “Japon medeniyeti” yanında bir de “Japon geleneği” sunmuşlardır. Demek ki, örf, adet, gelenek, görenek, töre, duyuş, düşünüş ve davranış biçimini içine alan “öz kültürü” korumak ve geliştirmek, ülke kalkınması için şarttır, milli birlik ve beraberlik için lüzumludur, aynı heyecanı duymak için gereklidir… Bir şairimiz, ”kökü mazide olan atiyim” diyor. Gücümüzü maziden alarak geleceğe hâkim olmak için, öz kültürümüze sahip çıkmalıyız. Ayrıca tarihimize de bir bütün olarak sahip çıkmalı, her safhasına saygı ve hassasiyetle bakmalı, yapılmış olan hataların tekrarından kaçınmalı, tarihten kuvvet almalı, tarih şuurunu kökleştirmeliyiz. K A Y N A K L A R: 1-1982 Anayasası 2-Nutuk, M.Kemal Atatürk 3-Türk Kültürü, Prof.Dr.İ.Kafesoğlu,4.Baskı 4-Türk Kültürü Dergisi, 231 ve 236.Sayılar 5-Han Duvarları, F.N.Çamlıbel 6-Atasözleri ve Özdeyiş Açıklamaları, S.Emir 7-Güzel Konuşma Ve Yazma, S.Sarıca-M.Gündüz |