|
(K Ü L T Ü R E L
B A K I Ş) ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN TARİHİ VE SİYASİ ÖNEMİ Yüce bir millet, cesur, kahraman, fedakar bir ordu... Dinine, devletine ve vatanına bağlı insanlar… Hürriyet ve istiklale aşık bir toplum… İşte bu Türk milleti… Altaylardan Tuna’ya, Sibirya’dan Afrika’ya kadar üç kıtaya yayılmış; kendi egemenliğindeki uluslara dahi hürriyeti tattırmıştır. Bu Çılgın Millet, hiçbir zaman esareti kabul etmemiştir; Çanakkale’de de kabul etmeyecektir. Daha düne kadar bir dilenci edasıyla Osmanlı’dan bazı imtiyazlar isteyen Fransa, daha sonra bunlardan yararlanan İngiltere, coğrafi keşifler sonunda sözde barbar dedikleri Osmanlı’nın altı yüz yılda yapamadığını otuz yılda gerçekleştirdi. Güney Afrika ve Amerika’nın altın, gümüş ve her türlü zenginliklerini sömürerek büyüdü, gelişti ve sanayi inkılabını gerçekleştirerek mağrurlaştı. Anadolu’da Bizans yönetimine karşı Selçuklu idaresini, İstanbul’da Kardinalin külahına karşı Osmanlı bayrağını görmeyi istemeyenlerin torunları, Türk’e karşı birleşti, onun mirasını paylaşmaya and içti. 20.Yüzyıl başlarında güçlenen Almanya; İngiltere ve Fransa gibi dünya üzerinde sömürü İmparatorluğu kurmuş iki büyük devleti rahatsız etmeye başlamıştı. Büyük ve amansız bir rekabet sürüp gidiyordu. Zamanın süperlerinden zengin maden yatakları, stratejik öneme sahip geniş topraklara sahip Osmanlı Devletinin hasta adam ilan edilmesi iştahları iyice kabartmıştı. Çar Deli Petro ile başlayan Rusya’nın sıcak denizlere inme hevesi, Avrupalı’nın dünyayı paylaşma yolundaki dinmek bilmeyen ihtirası, yıkılacağına kesin gözüyle baktıkları Osmanlı Devleti’nin zengin mirasını kapışma hesapları iyice su yüzüne çıkmıştı. Dünya artık büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu iyice anlamıştı. Korkunç bir yangını tutuşturacak sadece bir kıvılcım gerekiyordu. İşte Avusturya-Macaristan veliahtına yapılan suikast bu yangını başlatmaya yetmişti. Osmanlı da yangın içine çekilmeliydi, dışarıda kalamazdı. İngiliz donanmasından kaçarak İstanbul limanına sığınan Alman gemileri önemli bir görevi üstlenmişti. Türk bayrağını çekip Karadeniz’e açılacak ve Türk’ler hesabına Rus kıyılarını bombalayacaklardı. Böylece savaşın içinde kendini bulan Osmanlı, dört yıl gece-gündüz savaşacaktı. 1914 sonbaharında Batı Avrupa cephesinde muharebeler büyük bir çıkmaza girmişti. Çünkü 1.Dünya savaşında Almanya’nın iki cephede savaşmak talihsizliği yanında, İngiliz-Fransız-Rus blokunun da aynı şekilde iki cepheye bölünmesi gibi bir problem vardı. İngiltere-Fransa kanadının, Rus kanadı ile bağlantısı yoktu. Kuzey Buz Denizi ile Batlık Denizi Alman denizatlılarının denetimindeydi. Rusya geniş bir alana yayılan, nüfus itibariyle zengin, büyük cepheyi besleyecek savaş endüstrisine yeterince sahip değildi. Rusya; silah, mühimmat, uçak, ilaç ve yiyecek bakımından da batı devletlerinin kaynaklarına bağlanmaz ise er-geç çökebilirdi. Görülebileceği gibi hedeflerin ortak noktasını İstanbul teşkil ediyordu. Böylece Rusya’ya da el uzatacaklardı. Ama nasıl? Bu sorunun cevabı boğazlardan geçmektedir. Boğazlarda Türklerin elindedir. Türkler karşılarına bir kale gibi dikilmiştir. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi savaşın yönünü de değiştirmişti. İngiliz donanması boğazlardan geçip Rusya’ya yardım edecek, İstanbul’u alarak Akdeniz yolunu açık tutacaktı. Osmanlı buna elbette ”buyurun” demeyecekti Ancak uzun süren Balkan savaşları yüzünden boğazların tahkimatı yapılamamıştı. İtilaf Devletleri denilen bu devletler Türklerin Çanakkale Boğazını eskiden kalmış tabyalar, modası geçmiş silahlarla savunamayacaklarını düşünüyorlardı. Çünkü kendilerini dünyanın efendisi sanıyorlardı. Fakat unuttukları bir şey vardı, Türkler onların sömürgelerindeki toplumlara benzemezlerdi. Şeref ve haysiyetleri için yaşarlar, vatan ve dinleri uğruna seve seve ölüme giderlerdi. Bizim bu yanımızı bilen bilir, bilmeyen de tecrübe ile öğrenirdi. İşte Çanakkale’ye saldırı bu şekilde başladı. O korkunç silahlarla donatılmış gemiler sıra sıra dizildiler. Düşmanlar silahlarının gücüne, mermilerinin çokluğuna güvenerek yürüdüler. Sevinç naraları atarak Çanakkale’ye saldırdılar. Boğaz’ın iki yanında mermi değmedik, gülle düşmedik bir karış kara parçası bırakmadılar. Yağmur gibi gülleler yağdırdılar, fakat yollarını açamadılar. Bütün güçlerini, bütün imkanlarını seferber ettiler. O günü yaşayanlar Çanakkale’de kıyametin koptuğunu sanırlar. Bu savaş her Türk ailesinin yuvasında mutlaka iz bırakmıştır. Çünkü iki yüz elli bin vatan evladı Çanakkale’de toprağa düşmüştür. Çanakkale savaşını bilenler orada tecelli eden bazı işlerin aklın sınırını aştığını görecektir. Talih hep onlara gülecek değildi ya… Türk’ün asil evlatları; “Bismillah! ya Allah!” nidâlarıyla mermileri bir bir namlulara sürüyor, hedeflere gönderiyor; koca koca gemiler sulara gömülüyordu.. Güçlü gemilerin batışı onlarda yılgınlık ve korku uyandırdı. Küçümsedikleri Türk topçusu karşısında çareyi kaçmakta buldular. Çanakkale’yi deniz yoluyla geçemeyenler bu yenilgiyi içlerine sindiremediler. Şanslarını bir kere de karadan denemek istediler. Karaya ayak basmadan önce Türk mevzilerini günlerce bombaladılar. Ama sıra piyadenin süngüsüne gelecekti. Göğüs göğüse kanlı muharebeler başlayacaktı. İşte bu, Türk’ün anladığı dildendi. Bundan sonra mert dayanır namert kaçardı. Milletimiz acı günler yaşadı. Gencecik evlatlarını toprağa gömdü. Toprak onların kanlarıyla yıkandı. Biz Çanakkale’de şerefimizi, namusumuzu, ulusumuzu korumak için savaştık. Ya onlar niçin saldırmışlardı? 8 ay 14 gün süren Çanakkale muharebelerinde İngilizler 252.378, Fransızlar 46.416, biz 55.127 şehit 251.242 kayıp verdik. Karada ve denizde yapılan Çanakkale Muharebeleri Türk’ün yenilmezliğini bir kere daha dünyaya duyurmuştur. 1.Cihan savaşı’nın kaderi değişmiş, Carlık Rusya’sı yıkılmış savaş üç yıl daha uzamıştır. Rusya’nın sıcak denizlere inme hayalleri suya düşmüştür. Çanakkale geçilseydi, İstanbul alınacak, Türkiye mağlup olacak, Rusya ile irtibat sağlanacak, Kafkas cephesinde serbest kalan Rus kuvvetleri batıya yönelecekti. Çanakkale geçilerek Osmanlı Devleti teslim olsaydı, muhtemelen ülkelerin durumu bu günkünden değişik olacaktı. İşte bu yönden Çanakkale zaferi tarihin akışını değiştiren bir olaydır. Çanakkale zaferi; Osmanlı Devletinden bir an önce hisse almak amacıyla İtalya’nın harbe katılmasına, Yunanistan ve Romanya’nın bir süre daha tarafsız kalmalarına, Bulgaristan’ın da Almanya yanında müdahalesine yol açmış ve bu da Sırbistan’ın çökmesini kolaylaştırmıştır. Çanakkale zaferi bir bakıma Asya’nın ve esaret altındaki milletlerin, mağrur Avrupa’ya karşı zaferidir. Burada sınır tanımayan vatan sevgisi ve iman, tekniği dize getirmiştir. Türk ordusunun zaferi sömürgelerdeki esir milletlere bir ümit ve istiklal meşalesi olmuştur. Tarih, tarih olalı böyle bir savunma muharebesi görmemiştir. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar küçük bir yarımada üzerinde bir milyona yakın insanın kullanıldığı görülmemiş ve duyulmamıştır. Çanakkale savunması bir gençlik müdafaasıdır. Vücudun tekniğe karşılık vermesidir. Tarihimiz için altın bir sayfadır, tarihimiz için şereftir. Bunun sayesinde Türkler Balkan Savaşları’nın lekesini silerek, dünya önünde askerlik haysiyetini göstermiştir. Türklüğü yok etmek, boğazları ve İstanbul’u ele geçirmek, Türkiye’yi parçalamak ve paylaşmak için 1915’lerin en güçlü deniz, hava ve kara silahlarıyla amansız saldırıyla geçenler, Atatürk’ün sevk ve idaresinde armadaya karşı koyuşunun, memleket evlatlarının her otu aş, her taşı kurşun bilerek düşmanı mağlup edişinin destanını yazdı. Öyleyse bize düşen görev nedir? Bize emanet edilen bu vatanın ne şartlarda kurtarıldığını bilmek ve bu emanete sahip çıkmaktır. Bütün bunlara rağmen tarihini bırakıp efsaneler arayanlara, kahramanlık ve iman duygusunun yerine kalplerinde korkaklık ve fitne taşıyanlara, kendimizden uzaklaşıp içimize karışmış bir yabancı durumuna düşenlere tavsiyemiz, kendilerini iyi tanımalarıdır. Çanakkale’deki birlik ruhunun şahlanması en büyük dileğimizdir. Herkes bilsin ki, Çanakkale topraklarında kanlarını akıtanlar, bu tarih, bu namus, bu vatan için öldüler. Onlara layık olmak, onların kan borcunu ödemek zorundayız. Bunu da sınırları kanla çizilmiş olan yurdumuzda ilimde, fende, kültürde, sanatta, ticarette hamleler yaparak gerçekleştirmeliyiz. Bize düşen görev budur. Bu ülkede yaşayan her fert, bu duygu ile şuurlanmalıdır. Birliğin, beraberliğin, sevginin ve saygının ilk adımı böyle başlamalıdır. Çanakkale’de yatan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dileyerek manevi huzurlarında saygı ile eğiliyorum. |